Kendinize olan güveninizi attırmanın 6 yolu

Uzun yıllardır kariyer koçluğu yapan Amerika’lı Linda Griffin, “Geçen
haftalarda iş dünyası ve hayat koçları için organize edilen bir profesyonel
gelişim konferansına katıldım. Tüm konuşmacılar farklı konulara değindiler
ve her birinin konuşma tarzı farklıydı. Kimi powerpoint slidelar kullanırken kim
elinde notları bile olmadan konuşmalarını yaptı.

Dinleyiciler arasında
otururken farkettim ki hepsinin ortak bir özelliği vardı. Her biri kendinden çok
emindi ve kendi alanlarında uzmanlar dı. Kendilerine olan güvenleri çok
güzel bir mesajı tercüme ediyordu ve dinleyicilerinin ilgisini çekip
dikkatlerini toplamalarını sağladı.”

Kendi işinize sahip olduğunuzda, devamlı rakipleriniz arasından sıyrılmanın
bir yolunu düşünür durursunuz. Bir çalışan ya da yönetici olarak bugüne kadar
yaptığınız işlere ve başarılarınıza CV’nizde nasıl yer verirseniz sizinle
aynı tecrübeye sahip diğer kişiler arasında öne çıkmayı başarabileceğinizi
düşünürsünüz.

İnanıyorum ki işin sırrı kendinize olan güveniniz ve niteliklerinizle
uzmanlığınızın şirketinize ve müşterilerinize kattığı değer.

Kendine güven, doğuştan gelen bir özellik değil. Ama kesinlikle
öğrenebileceğiniz bir özellik ve ne kadar pratik yaparsınız, kendinize olan
güveniniz okadar artacaktır.

Reklamlar

Dünyanın ilk ve en büyük kariyer sitesi Monster’dan daha kendine güvenir
olmanız- gözükmeniz-hissetmeniz için 6 öneri:

1- Hangi konularda en iyi olduğunuzu keşfedin ve bunu sermayeniz haline
getirin. Kendi mesleğiniz yada yapmakta olduğunuz işinizin bir alanında
uzmanlaşmaya karar verin.

2- Uzmanlık alanınızla ilgili bir konu gündeme geldiğinde, yerinizi alın ve
fikirlerinizi diğerleriyle paylaşın. Arkanıza yaslanıp diğerlerinin hangi yönü
seçeceğini beklemeyin.

3- Fikirlerinizi çekinerek ve özür dileyerek söylemeyin. Dik oturun yada
ayakta dik durun ve lafları ağzınızda fazla gevelemeden direkt konuşun.

4- Övgüleri nazikçe kabul edin. Çok çaba ve zaman sarf ederek tamamladığınız
projeler hakkında “ Kim olsa yapardı” gibi şeyler söylemeyin.

5- Hatalarınızı kabul edin. Yanlış bir karar aldığınızda, hatanızı kabullenip
bundan bir ders çıkarıp hayatınıza devam edin. Kötü şeylerin üzerinde fazla
durmayın.

6- Kendinize fazla güvenir gözükmeyin. Eğer stajyerseniz CEO pozisyonuna
başvurmanız için biraz daha tecrübe kazanmanız gerekiyor demektir.

Kendinize güvenir gözüktüğünüzde başkalarına da kendine güven konusunda ilham
verirsiniz ve başarılı olma yolunda ilerlersiniz.

Mandra Filozofu – Ben Kişisel Gelişime Karşıyım

Mandra Filozofu ve Mandra Filozofu İstabul fimleri insanı düşündüren , yoğun şehir hayatına biraz ara vermeye özendiren. Tatil tadında fimler , kapitalizme karşı duran eleştirel bir film. Günümüzün Nasrettin Hoca hikayesi.

 

<iframe width=”560″ height=”315″ src=”https://www.youtube.com/embed/krKIXymrfsA” frameborder=”0″ allowfullscreen></iframe>

Haram İlişkilerden Kurtulmak İçin 15 Tavsiye

Haram İlişkilerden Kurtulmak İçin 15 Tavsiye

1- Cenab-ı Hak ile olan irtibatı kuvvetleştirmek

“Ben Allah’tan (cc) kopmakla bu hale geldim. Öyle ise, ancak O’na (cc) yeniden bağlanmakla bu durumdan kurtulabilirim.” diyerek Cenab-ı Hak’la olan irtibatla kuvvetlendirilebilir.

Bir kutsi hadiste Allah (cc):
“Bana yürüyerek gelene ben koşarak gelirim” buyurmaktadır.

Bu irtibatın kuvvetlenmesi için şunlara dikkat edilebilir:
• Namazları Kuran’ın emrettiği şekilde huşu ile ve hakkını vererek kılmaya gayret göstermek.
• Namazlardan sonra Peygamber Efendimizin (asm) bir sünneti olan tesbihati terk etmemek.
• Sık sık Kuran-ı Kerim okumaya gayret etmek. Günde bir sayfa dahi olsa Kuran-ı Kerim’le veya Kur’an harfleriyle iştigal etmeye çalışmak.
• Allah’ı (cc), O’nun yüceliğini, merhametini, sevgisini, azametini, kudretini, büyüklüğünü, adaletini, azabını vs. unutmamak ve sık sık hatırlamak.
• Cenab-ı Hakka olan sevgi güçlendirilmeli hep taze tutulmalı.
2- Zihni günahlardan korumak

İnsandaki cinsel duygular, mahremiyet sınırları içinde korunur da tahrike maruz kalmazsa, sahibini akıl-mantık dışı kararlar almaya zorlamaz, utanacağı yanlışı yapmaya mecbur bırakmaz.

Gözler, (akıl denilen kumandanının) gözleyicileri, kulaklar; huni (telefon santrallari,) dil, tercümanı, eller; kanatları, Karaciğer; şefkat ve merhamet aracı, dalak; sevinç ve gülmek vasıtası, akciğer; nefes alma cihazı, böbrekler; hile ve düzenbazlık aleti, akıl ise bunların amiridir…

Amir düzelirse, (yararlı = Rabbini bilen, iyi ile kötüyü, faydalı ile zararlıyı birbirinden ayırd eden bir kumandan ise,) idaresinin altında bulunan vücudun uzuv askerleri faydalı olur. Kumandan sapıtmış bozuk bir varlık ise askerleri de bozuk ve zararlı olur. (İmam Suyuti)

3- Her can sıkıntısında sokağa çıkmamak
zihni meşgul

Can sıkıntısı genellikle kalbin tatminsizliğinden, Allah (cc) ve Resulü (asm) ile münasebet kurulamayışından, ibadetlere bağlı olamamaktan, arkadaşsızlıktan, okuma ve tefekkür adına boş bulunmaktan, meşguliyetsizlikten kaynaklanır. Böyleleri için şeytanın girebileceği gedikler hazır demektir. Şeytandan yanmış insanın, yeniden şeytanın oklarının yağdığı mevzilerde dolaşması, deniz suyu içmekten içi yanmış birinin susuzluğunu gidermek için tekrar denize koşmasına benzer.

4- Dışarıya lüzumsuz yere çıkmamak

Günahların sel halinde aktığı yerlerden herhangi bir iş ya da imana hizmet adına herhangi bir vazife bahis mevzuu olmadığı sürece uzak kalmak lazımdır.

Sahabe-i Kiram Efendilerimiz (ra), çok defa hak ve hakikati anlatmak için dışarıya ve çarşı-pazara çıkarlardı. Böyle bir gaye ile yola çıkanlar, sokağın ve yolun hakkını vererek günahlara girmekten korunmuş olurlar.

Efendimiz (asm) ashabını yol kenarlarına ve sokaklara oturmaktan men ederdi.

“Oturmamızda maslahat ve faydalar var Ya Resulullah (asm)!” dediklerinde de:

“Öyle ise, yolun hakkını verin” yani “yolun taş ve dikenlerini temizleyin, gelip geçenlerin selamını alın, selam verin ve emr-i bi’l-maruf, nehy-i ani’l-münkerde bulunup hakikati anlatın.” buyurdular. (Buhari)

5- Dışarıya uyanık ve donanımlı çıkmak

İnsan mayınlı tarlada nasıl yürüyor, can düşmanlarının bulunduğu bir bölgede nasıl dikkatli dolaşıyorsa, öyle de, günahların kol gezdiği, şeytanın zehirli oklarının bulunduğu çarşı-pazarda da aynı dikkati göstermelidir.

İnsan şeytanın bu günah oklarına karşı ancak maneviyatını kuvvetlendirmekle kurtulabilir.

6- Dışarıda iyi arkadaşlarla birlikte olun

Dışarı çıkarken, ruh dünyasını ayakta tutan mutlaka bir-iki arkadaşı yanında bulunması iyi olur. İnsanın iç kontrolü çok defa kendisini frenlemeye, korumaya yeterli gelmeyebilir. Ancak maneviyatı ayakta tutacak arkadaşın yardımı olabilir.

7- Nefse düşkünlükten vazgeçmek

Hz. Ömer (ra) buyurur ki: “Şu nefisleri gemleyiniz, çünkü o sizi kötü amaçlara götüren bir kılavuzdur. Şüphesiz ki, bu hak ağır ve acı, batıl ise hafi ve hoştur. Kötülüğe yanaşmamak, onu işleyip tevbe ile gidermekten daha kolaydır. Nice bakış şehvet tohumu eker ve nice ani lezzet uzun süreli kedere yol açar.”

Lokman-ı Hekim der ki: “Yavrum, en başta sana nefsinden sakınmayı öğütlerim. Çünkü her nefsin arzusu ve hevası vardır. Bunların dediklerine uyacak olursan azmaya devam ederek daha da çoğunu isterler. Çakmak taşında ateş nasıl saklı durursa arzular da nefiste öylece saklıdır, eğer onu çakarsan ateş parlar, kendi haline bırakırsan gizli kalır.”

8- Kitap okumak

İman hakikatlerinin anlatıldığı eserleri her gün bir miktar da olsa okumalı; kalbimizi, ruhumuzu ve diğer duygularımızı böylece doyurmalıyız. Ki şeytan girecek yer bulamasın.

9- Hayali kontrol altına almak

 

Hayal, zihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi özlenen şey demektir. Mesela göze çarpan herhangi bir görüntü, hayalde bir kısım resimler ve suretler meydana getirir. Kulağa gelen seslerde bir kısım sahneler ve tablolar meydana belirir. Bir arkadaşın anlatmakta olduğu bir hadise, yaşanılan başka bir hadiseyi, yahut ona benzer bir vakayı hatırlatır. Alnı secdeli bir kişi gördüğümüzde, hayalimize Sahabe-i Kiram’a (ra) ve mübarek insanlara ait manalar ve tablolar akseder. Tebliğ eden birisini gördüğümüzde zihnimizi, milletimiz adına yapacağımız vazifeler ve hizmetler dolduruverir.

Hayali, hayır istikametinde kullanmak gerekir.

Mesela, namaz kılarken, dua ederken, Beytullah’da olduğumuzu ve bütün mahlukat ile birlikte Rabbimize kulluk ettiğimizi hayal edebiliriz. Kendimizi milyonlarca Müslüman’ın içinde görür ve ellerimizi açıp “Amin” derken, milyonlarca ağzın “Amin” dediğini hayal ederiz. Böyle bir ruh ve şuur sayesinde, tek başımıza olmamıza rağmen, bu hayal etme bize öyle güç ve huzur verir ki, milyonların ağzıyla söyler milyonların diliyle dua ederiz. İşte Müminin hayali budur ve bu, kişiye sevap kazandıran bir hayaldir.

Hayal, şer ve günah istikametinde de kullanılabilir.

Güzel bir arkadaş çevresi içinde bulunmayıp tek başına yaşayan insan, kendini günaha sevk edecek hayallerin kurbanı olabilir ve bir bakışta, bir duyuşta kendisini batırabilecek hayallere dalabilir. Böyle günahların hayali, ileride ona pratiğin zeminini de hazırlayabilir.

Yukarıda ifade ettiğimiz gibi şeytanın hayale attığı her sahnecik, her bir karecik, hayal kamerasında bir film halini alır, fuhuş zakkumlarına sebebiyet verir. Hele bir de nefsin eline geçti mi, fiil durumuna dönüşmesi çok kolaydır.
Bu sebeple insan gerçekte fasık olmasa bile, hayali böyle günah düşünceleri ile işgal edildiğinden hayaliyle fasık olur. Öyleyse, hayalimize gelen bu türlü düşünce, suret ve fikri birer yılan, birer akrep bilip arz ettiğimiz çarelerle bu haşaratın ağına düşmemeye, düşmüşsek kurtulmaya çalışmalıyız.

Neyin atmosferinde, neyin tesirinde ve neyin manyetik sahası içindeysek, hayalimizde canlanacak resim ve suretlerde, daha ziyade o türden olurlar.

Diyelim ki, üç gün aç kaldık; bu durumda, hayalen kuyumcu dükkanlarına ve ya uzay gemisine binip uzay yolculuğuna mı gidersiniz, yoksa bir testi su, bir somun ekmek, bir tabak yemek mi hayal edersiniz? Ameliyat masasına yatırılmış, kesilip biçilmeyi bekliyorsunuz; bu arada siz tepsi tepsi baklavalardan söz ediyorlar; şimdi bu durumda neyi hayal edersiniz?

Sinemalardasınız veya internet siteleri arasında dolaşıyorsunuz ya da televizyonun önüne oturmuş, nefsin hoşuna giden ve sizi şehvete çağıran müstehcen manzaraları seyrediyorsunuz; o anda Kabe’nin etrafındaki halkaları hayalinize aksettirmeniz mümkün olur mu?

Öyleyse, Allah’a (cc) ait manaları hayal etmek isteyenler, bu manaların kaynaştığı yerde olmalı, böylesi insanlarla arkadaşlık etmelidir. (Gençliğin Cinsellik İmtihanı Kitabından)

10- Ölümü çokça hatırlamak

Lezzetleri acılaştıran ölümü çok hatırlamamızı istiyor. (Tirmizi)

Ölümü sıkça hatırlamak için kabirleri ziyaret ve hastalarla sakatların hayatlarından ibret alabiliriz. Ölümü düşünmek şeytanın süslü gösterdiği günah virüsünün ve benzeri mikropların en azından tesirlerini ve zararlarını giderecek bir antikor gibidir.

“Madem öleceğim ve öldükten sonra da hesaba çekileceğim; öyleyse, şu fani dünyanın elemli lezzetlerine kapılıp günah işlemenin ne manası var! Helal daire varken niye harama gideyim, ahiretimi karartacak müstehcen manzaralara niye bakayım?” düşüncesi içinde ölüm, bir yönüyle güçlü bir vazgeçirici, bir yönüyle de coşturucu bir tesire sahiptir. Fakat, eğer manevi damarlarımız, antikorların hiç fayda temin etmeyeceği ölçüde günahlarla, dünyanın haram lezzetleri olan mikroplarla dolmuş ve artık vücudun her yanında bir hücre anarşisi meydana gelmiş ve ölüm antikorlarının bile tesir edemeyeceği bir duvar meydana gelmişse, o zaman ne ölüm, ne de ölüp gidenler ruhta bir şey uyandırmayacak ve yakınlarımızın birer birer göçüp gidişi, bizde sadece birkaç günlük geçici bir elem oluşturacaktır. (Gençliğin Cinsellik İmtihanı Kitabından)

Dünyanın faniliğini ve ölüm hakikatini daha iyi anlamak için alimlerin kitaplarından faydalanabiliriz.

11- Oruç tutmak

Ey gençler topluluğu! Evleniniz, gücünüz yetmezse oruç tutunuz; zira oruç günahlara karşı kalkandır. (Buhari)

Sizden kimin evlenmeye gücü yetiyorsa, evlensin. Çünkü evlilik, gözü (harama) daha çok kapattırıcı, namusu daha çok koruyucudur. Sizden kimin (evlenmeye) gücü yetmiyorsa, o da, oruca devam etsin… (Buhari)

Oruç günahlardan karşı bir kalkandır. Oruçtan gaye şehveti kırmaktır. Halbuki günde belli bir kalorinin üstünde alınan gıdalar şehvetin kırılması şöyle dursun, şehveti arttırıcı bir etken olmaktadır.

12- İnsanlara dini hakikatleri duyurmak için koşturmak

İşleyen demir pas tutmaz; sürekli hareket eden, durmadan hak ve hakikati duyurma adına koşan bir insanın aynı zamanda hem bedeninde, hem de ruhunda bir zindelik, bir neşe olur, rızkı bereketlenir, aile yuvası da cennet köşelerinden bir köşe haline gelir.
13- Her günahtan sonra bir iyilik yapmak

“Bir günah işledikten sonra tövbe edip iyilik işleyen kimse, üzerine çok dar bir zırh giyinen bir adama benzer. Günahtan sonra bir iyilik yaparsa zırhın halkalarından biri çözülür. Bir iyilik daha işlerse öbür halka da çözülür. Yapılan iyiliklerin sonunda zırh yere düşer.” (Tergib terhib 4/106)

Peygamberimiz (asm); “Bir günahından istiğfar eden o günahı hiç işlememiş gibi olur.” buyurmuştur.

14- Yanında mahremi olmayan bir kadınla beraber bulunmamak

Kocaları ve mahremleri yanında olmayan kadınlarla beraber olmayın. Çünkü şeytan damarlarınızdaki kan gibi sizi şaşırtmak için etrafınızda dolaşmaktadır. Sahabeler: “Bu durum senin için de geçerli midir?” diye sorarlar: “Benim için de durum aynıdır fakat Allah beni o şeytanın şerrinden korudu ve yardım etti, şeytan bana boyun eğdi.” (Tirmizi)
Erkekler için kadınlardan daha zararlı bir fitne unsuru bırakmadım. (Tirmizi)

15- Bol bol dua etmek

Allah’ım! Gözümü, gönlümü, kalbimi, aklımı, elimi, belimi, ayağımı, dilimi, kulağımı haramdan haram meyillerden, haram yönelişlerden koru! Gözlerimi ihanetten, elimi günahlardan, dilimi kötü sözlerden, gönlümü haram meyillerden, kalbimi günah arzularından, aklımı dalaletten, nefsimi isyandan, şirkten, küfürden muhafaza buyur. Beni kulluğuna kabul buyur! Günahlarımı bağışla! Bana merhamet et! Aklımıza, zihnimize, dimağımıza güç ve kuvvet ver! Kalbimizde iman lezzetini arttır. Bize dünya da ve ahirette hidayeti lütfet! Bizi dosdoğru yoldan ayırma! Haramların şerrinden, günahların çirkin yüzünden, şeytanın belalı vesvesesinden, nefsin kör hissiyatından, aklın cerbeze halinden, kuvve-i gadabiyenin vahşetinden, kuvve-i şeheviyenin dehşetinden cümlemizi muhafaza buyur. Amin!

kaynak:http://suffagah.com/haram-iliskilerden-kurtulmak-icin-15-tavsiye

Uykudan önce telefona bakmayın

Uykudan önce telefona bakmayın

Araştırma sonuçlarına göre, uykudan önce elektronik cihaz kullanmak, bildiğiniz gibi sadece uykuyu bozmakla kalmıyor, aynı zamanda uzun vadeli sağlık sorunlarına da yol açabiliyor.

Uyku saatiniz geldiğinde yatağa girseniz dahi kendinizi telefonunuzu son bir kez kontrol etmekten, sosyal medyadaki fotoğraflara bakmaktan alıkoyamıyor musunuz? Yanıtınız “evet” ise kendinize büyük zarar veriyorsunuz demektir. Yapılan araştırmada, 12 katılımcı iki hafta boyunca araştırma laboratuvarında kaldı ve teknolojik cihazlarla olan ilişkileri gözlemlendi. Katılımcılar beş gece boyunca uyumadan önce dört saat kesintisiz e-kitap okudular. Sonraki beş gece ise uykudan önce dört saat baskı şeklinde kitap okudular. Araştırmacılar her katılımcının uyku durumunu inceleme altına aldı. Burada katılımcıların uyku sürelerindeki değişim değil, uykularındaki değişim incelendi.
Melatonin seviyesini düşürüyor

Yatmadan önce ışık yayan cihazlar kullanmanın, uyku uyaran hormonu melatonin seviyesini düşürdüğü, sirkadiyen ritimleri geciktirdiği ve katılımcıların derin REM uykusu düzeylerinin zamanını düşürdüğü tespit edildi.Aynı zamanda telefon, tablet, bilgisayar gibi cihazları kullanmanın uyku saatinde uyanık kalmaya, sabah da bitkin uyanmaya yol açtığı belirlendi. Uzmanlar, bu cihazların, uyanınca daha agresif olmaya da neden olduğunu ortaya çıkardı.

Araştırma sonuçlarına göre, düşük melatonin seviyesi, meme, kolon ve prostat kanserleri riskini artırıyor. İyisi mi korkutucu sağlık sonuçlarından kaçınmak için uykudan önce baskı halindeki kitabınızı ve derginizi açın; televizyon, telefon, tablet ve bilgisayar gibi elektronik cihazlarınızı kapatın.

Can Sıkıntısı (Can Sıkıntısından Kurtulmak)

Her insanın zaman zaman içine düştüğü bir durumdur can sıkıntısı. Ruhunuz bir kapalı kutuya koyulmuş gibi hissedersiniz. Bu anlarda hiçbir şey yapmak istemez insan. Hiçbir şeyden zevk almazsınız. Normalde bile sizi eğlendiren şeyler zevk vermemeye başlar. Dışarı çıkmak istemezsiniz, kimseyle konuşmak istemezsiniz. Tabi bu biraz ağır halidir can sıkıntısının. Bu noktada dikkat etmek gerekir. Sık sık tekrarlanıyorsa can sıkıntısı kısmi depresyona dönüşmüş olabilir. İlerlemesi durumunda önlem almak gerekir. Bu önlen profesyonel, tıbbi yardımla olmalıdır. Çünkü bazı durumlarda kendi haline bırakıldığı zaman kişi farkında olmadan ilerleyip hastalığa dönüşme ihtimali dahi vardır.

Aslında bizim burada bahsetmeye çalıştığımız hemen hemen herkesin ara sıra yaşayabileceği rutin can sıkıntılarıdır. Öncelikle bunun sebeplerini iyi bilmek gerekir. Peki ne olabilir bu can sıkıntılarının sebepleri kısaca onlara bir göz atalım.

Can Sıkıntılarının Muhtemel Sebepleri

*Can sıkıntılarımızın sebeplerini çoğu zaman bilmeyiz yani sebepsiz canımız sıkılıyormuş gibi gelir insana. Fakat durum tam olarak böyle değildir. Can sıkıntısını tetikleyen temelde bazı unsurlar olabilir. Biz bunun farkında olmadığımız için sebepsiz can sıkıntısı gibi gelebilir bize.

*Can sıkıntımıza sebep olan en etken sebeplerden bir tanesi kaygılarımızdır. Bu her konuda olabilir. İşimiz ya da en çok kaygı duyulan şey olan gelecek kaygımız olabilir. Bunun yanı sıra birçok kişinin borç kaygısı olabilir. Borcumu nasıl ödeyeceğim, işimdeki sıkıntılar nasıl giderilecek, çocuklarımın geleceğini nasıl hazırlayacağım gibi. Yetişkinler için kaygılanılması gereken şeylerin çok olmasına karşın gençlerde kaygı derecesi daha yüksektir. Hemen hemen her şeyden kaygı duyabilir. Bu aslında kaygı duyulacak şeylerin çok olmasından değil, kişiliğin ve hayata bakış açısında düşüncelerin yeterince olgunlaşmamış olmasından kaynaklanır.

*Farkında olmadığımız sebeplerden bir tanesi de halen çözüme kavuşmamış olaylar ya da durumlardır. Örneğin sınava girmişsinizdir ve sonuç hayatınızı etkileyecektir veya bir iş görüşmesi yapmışsınızdır ve bunun sonucunu beklemektesinizdir. Bu süreç farkında olmasanız da bilinçaltınızı meşgul edecektir ve sizi günlük hayatta sebepsiz durgunluklara ve can sıkıntılarına sevkedecektir.

*Can sıkıntısına etken sebeplerden bir tanesi de ihtiyaçlarımızdır. Yaşam sürecinde her bireyin birçok ihtiyacı vardır. Bu sadece ekonomik anlamda değil tabii ki. Ekonomik ihtiyaçlar başta olmak üzere, sevilme ihtiyacı, toplumda kabul görme ihtiyacı, başarılı olma ihtiyacı gibi daha sayabileceğimiz sayısız ihtiyaçlar. Burda değinmek istediğim bir nokta daha var. Çağımızda bunalımların ve can sıkıntılarının artmasının sebebi de aslında bu ihtiyaçların artmasına dayanır.

*Çoğu kişide bulunmamakla beraber bir de genetik etkenler vardır. Kimi insanlar daha içine kapanık ve kaygı dereceleri yüksektir. Bu insanların yaşamlarında can sıkıntılarının daha fazla olduğunu gözlemleyebiliriz.

*Asosyal olmak. Fıtratta ister içine kapanık ister dışa dönük bir insan olsun eğer sosyal bir hayatımız yoksa, bütün günü yalnız geçiren bir insansanız, insanlarla az iletişim kuruyorsanız, ilgilendiğiniz bir hobi yada zaman zaman katıldığınız faaliyetler yoksa can sıkıntısına düşme ihtimaliniz çok daha fazladır.

*Bana göre en etken sebeplerden biri budur ki o da HEDEFSİZLİKTİR. Bu konuda çok araştırmalara rastlarsınız ve hep sonuç aynıdır. Hayattan zevk almayan insanların çoğunun bir hedefi yoktur. Bu göz ardı edilmemesi gereken önemli bir maddedir. Hatta birçok düşünür bu konuyu daha da ciddiye alıp hayatta hedefi olmayan insanların yaşamalarının bile anlamsız olduğunu söylemişlerdir. Hedef bir anlamda bir tutkudur. Tutkular sizi alıp götürür.

*Can sıkıntısına bir sebep de fazlaca boş vakittir. Yapacak fazla bir şeyi olmayan insanların sık sık can sıkıntısına düştüğünü görebilirsiniz.

Bütün bunla daha birçok madde eklenebilir ama bunlar sayabildiğimiz başlıca maddelerdir ki bunlar biz farkında olmasak da bizi can sıkıntısına sürükleyebilir. Şimdi gelelim işin en can alıcı kısmına. Peki, bu can sıkıntısından kurtulmanın yolları var mıdır? Bu anlarda ne yapılması gerekir? Şimdi de bunlara bir göz atalım.

Can Sıkıntısından Kurtulmak İçin Neler Yapılabilir?

*Dilerseniz öncelikle yukarda bahsettiğimiz sebepler üzerinden çözüme gidelim. En başta şunu belirlemeliyiz, eğer can sıkıntısı çok sık ve yüksek dozda yaşanıyorsa kısmi depresyona çevirme ihtimalini göz önünde bulundurarak bir profesyonele, doktora başvurmakta fayda var. Eğer rutin can sıkıntılarınız varsa tabi kendi kendinize bulacağınız çözümler de vardır. Bunları da aşağıda sıralamaya çalışacağım.

*Can sıkıntınıza sebep olan şeylere ulaşmaya çalışın. Canınızı neyin sıktığını bulabilirseniz belki onu ortadan kaldırarak bir rahatlama yaşayabilirsiniz.

*Kaygılarınızı ortadan kaldırmaya çalışın. Tabi kastettiğimiz şey umursamaz olun demek değildir. Kaygılarınıza sebep olan şeylere çözüm bulmak için uğraşın. Bu aslında gereksiz kaygılar da olabilir öncelikle bunu tespit edin. Gerekli bir kaygı ise onu çözüme kavuşturmaya çalışın ama gereksiz bir kaygı ise biraz rahat hissetmeye çalışın.

*Kafanızda çözüme kavuşmamış meseleleri bir kağıda maddeler halinde not alın. Örneğin bir arkadaşınızla yaşadığınız tartışma sonucu bir kırgınlık olabilir bu. Bütün buna benzer şeyler kafamızı sürekli meşgul eder. Bu maddeleri tek tek ortadan kaldırmaya çalışın. Her maddenin üzerine attığınız bir çizik göreceksiniz ki sizi daha mutlu ve rahat bir insan yapacaktır.

*İhtiyaçlarınızı azaltın. Can sıkıntılarınıza sebep olan en etken sebeplerden birinin de ihtiyaçlar olduğunu söylemiştik. Şundan şüpheniz olmasın ki ihtiyaçlar hiçbir zaman bitmeyecektir. Bu yüzden ihtiyaç duyduğunuz şeyleri azaltın. Her zaman daha az şeye ihtiyaç duyun. Örneğin akıllı telefon yerine normal bir telefonum olsa ne kaybederdim diye düşünün ve kendinizi buna motive edin. Daha az şeye ihtiyaç duymak daha fazla mutlu olmak demektir.

*Mutlaka sosyal bir insan olun. İnsanlarla iletişim kurum. Her an arayabileceğiniz biri, çıkıp gezebileceğiniz bir arkadaşınız olsun. Zaman zaman sosyal faaliyetlere katılın. Panellere, konferanslara katılın. Bu sizi hem mutlu edecek hem de ufkunuzu açacaktır.

*Hobileriniz olsun ve hobilerinize zaman ayırın. Her insanın yapmaktan zevk aldığı bir şey vardır. Bunu tespit edin ve hobilerinize yönelin. İşinizin dışında bununla meşgul olun.

*Her gün az da olsa mutlaka kitap okuyun. İnsanın yaşam şekli düşünce ve kişiliğiyle oluşur. Yani sizin sürekli canı sıkılan durgun bir insan olmanız aslında düşünce şekliniz ve kişiliğinizdir. Kitap okumak insan beynini ve kişiliğini geliştirir dolayısıyla kitap okuyarak sadece iyi düşünen bir birey olmanın yanı sıra daha mutlu ve nerde nasıl davranacağını bilen kişilikli bir insan olmanıza vesile olacaktır.

*Ruhunuzu besleyin. İnsan her türlü ihtiyacının peşinden koşarken ruhunu beslemeyi ihmal etmesi mutsuz bir insan olmasına sebep olmaktadır. Samimi bir kalple Allah’a bol bol dua edin. Ona güvenin ve tevekkül edin göreceksiniz huzura bir adım daha yaklaşacaksınız.

*Canınızın sıkılması demek aslında canınızın sıkılmasına vaktiniz var demektir. Daha önceki maddelerde de belirtmiştim aslında. Çok fazla vaktiniz varsa meşgul olacağınız bir şeylerle ilgilenin.
*Hayatta mutlaka bir hedefiniz olsun. Aslında bu madde bile tüm bunlara çözüm olabilir. Yukarda da dediğim gibi hedefiniz bir tutku haline dönüşmüşse o tutku sizi alıp götürecektir. Hedeflerinizin ve tutkularınızın peşinde koşun. Bunu yaparken canınız sıkılmaya vaktiniz bile olmayacak.

Bu hedef konusu o kadar önemli ki size bu konuda kısa bir hikâye anlatmak istiyorum. Bir kalın üç oğlu vardı ve ikisi neşeli capcanlı yaşamlarını sürdürürken bir tanesi içine kapanık ve hayattan zevk almıyordu. Kral oğlunun bu durumuna çok üzülüyordu. Ülkesindeki en bilge kişiye haber verdi ve durumu anlattı. Oğlunun bu durumuna bir çözüm bulmasını aksi takdirde hayatından olacağını söyledi. Bilge kişi günlerce düşündü ama bir çare bulamadı ve canını kurtarmak için ülkeyi terk etmeye karar verdi. Yolda bir çobanla karşılaştı. Onunla bir müddet sohbet etti ve çoban kendisinden bir süre koyunlarına göz kulak olmasını istedi. Matarasına su almayı unutmuştu ve su alıp gelene kadar koyu7nlarım sana emanet dedi. Bu sırada koyun yavrularından biri küçük bir uçurumun içine düştü. Ordan tek başına çıkması mümkün değildi. Bilge tedirgin oldu, çünkü çobana söz vermişti ve emanete hıyanet edemezdi. Uçurumdan aşağı indi, kuruyu sırtına bağladı ve yukarı çıkmaya çalıştı. İlk denemeleri başarısız olmuştu. Ama çıkmalıydı. Can havliyle o kadar uğraştı ki sonunda yukarı tırmanmayı başardı. Üzerindeki sorumluluk birden kalkmış ve huzur bulmuştu. İşte o an kafasında şimşekler çaktı. Hemen geri dönüp kralın yanına gitti. Kralım dedi, oğlunuzun bu durumuna tek çare hayatta bir amacının, hedefinin olmasıdır dedi. Ona bir amaç ve sorumluluk veriniz ki hayatını ona adasın. Bakın o zaman canı sıkılmaya vakti bile olmayacak.

Hayatta bunun örneklerini hepimiz görürüz. Hayatta bir idealiniz varsa küçük şeyleri dert etmez ve büyük düşünürsünüz. Hayalperest olmayın ama Kaf Dağının arkasını düşünürseniz ayağınıza takılan küçük çakıl taşlarını umursamazsınız.

Can sıkıntısız, huzurlu bir hayat dileğiyle…

Abdulkadir Avcı